31 Mart 2016 Perşembe

Yalan

Yazar mıydım bilmiyorum, yine aynı sözü görmeseydim bugün şu geçmiş zaman olur ki uygulamalarından birinde, yazmayalı ne kadar uzun zaman olmuşken...

Bahsi geçen söz Tezer'ciğim Özlü'nün "Hiç kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum." sözü..

İnsanlar hakkında bildiklerimiz insanların söyledikleri kadardır, önermesinden çıkarsak yola, burada konuşmayı sonlandırıp dükkanı kapatmak gerekirdi. Ama hep bir öncesi, bir anlatılmayan, bir merak edilen yok mudur? Ve şüphe etmek başlatmadı mı bütün sorgulamaları?

Belki bu düşünüş tarzından belki de hani o küçüklükten eksik kalan -güven- duygusundan hep bir yalan, bir aldatılma, bir kandırılma aramadım mı? Zihin hep bu yönde işleyince de yalanları görmek -ki insanlar gözümün içine baka baka yalan söylerken- bu kadar zor muydu? Ya da herkes yalanları görüyordu da görmemeyi mi tercih ediyordu akıl sağlığı için?


Bu bir 6 dakika denemesidir:)




13 Ekim 2015 Salı

Ve bir çocuğun düşü olan -barış- kanlar içindeydi...

         
             Kalbim sıkışıyor her bir haberi okuduğumda.. Gözlerim doluyor sonra oradaki feryadı duyunca, küçük bir çocuk gibi "neden" diye soramıyorum neden diye sorduğumda kalbim sıkışarak, gözlerim dolarak ve öfke ile soruyorum. Evet öfkeleniyorum, evet iyi değilim, evet isyan ediyor kalbim tüm bu olanlara.. Evrensel sevgi mesajları, insanlık, kardeşlik düşleri ve barış sözleri nasıl da anlamını yitirdi. Ve üzüntüm o kadar derin ki şu an ölmüş olsam "sonrası yok" düşünceleri dolanıyor kafamda ve şu an bir bomba patlasa mesela ya da bir polisin gözü dönse havaya rastgele ateş açsa ve ben ölsem, inan ki artık korkutmuyor, inan ki hiç önemi yok, demek ki insan bu noktaya gelebiliyormuş.

Ankara'nın göbeğinde bir bomba patladı..

            Ve ben burada tüm bu anlamsızlığın içinde öylece duruyorum, yazacak kelime, söyleyecek söz bulamıyorum..Kendimden, insanlığımdan utanıyorum; gündelik telaşımdan, insanların akıl almaz konuşmalarından utanıyorum ve unutmaktan korkuyorum..


Ankara'nın göbeğinde bir bomba patladı..
Ve bir çocuğun düşü olan -barış- kanlar içindeydi...

           Beraber aynı sofrayı paylaştığımız; şarabı ezildiğinden sevdiğimiz; iki ezgide gülümsediğimiz; aynı türküde ağladığımız; yoldaşlık ettiğimiz, yoluna saygı duyduğum; küçüklüğünü bildiğim, sohbetini özlediğim onlarca yakınım vardı Ankara'da...Utanarak "iyiyim" diyen, üzerinde aynı yolda yürüdükleri arkadaşlarının parçalarını, kanlarını taşıyan tanıdıklarım.. Ve hiç tanımasam da, yüzünü bir kere bile görmemiş olsam da, tanımamamın ya da görmememin bir önemi olmadığı, yaşamını yitiren canlar...

Ankara'nın göbeğinde bir bomba patladı..
Ve bir çocuğun düşü olan -barış- kanlar içindeydi...
Elinde barış yazan insanlar, yerdeki canlarını elleriyle topladılar....


12 Ocak 2015 Pazartesi

Küçük Kara Balığımızın Yedi İklim Macerası

                   Eylül gibi okul-erken çocukluk öğrenme merkezi arayışımızla ilgili süreci yazdığım Anaokulu Seçimi başlıklı yazıyı yazıp bırakmış, bir güzel üzerine yatmışken Yeliz blogunda benden bahsedince yine bir hareketlenme olmuş buralarda:) O zaman başladığım işi yarım bırakmayıp Yedi İklim-Küçük Kara Balık ile devam eden masalımıza bir göz atalım..

                   Bizim Küçük Kara Balık kolay geçen bir oryantasyon sürecinden sonra tam gün başladı okula, sanmayın ki koşa koşa gitti her sabah, 3 yaşına yeni girmiş olan Ada.. İlk iki hafta her sabah olmak üzere- zamanla azalan bir süreçte- "Bugün okul var mı?" diyerek hatta bazen ağlayıp "Ben gitmek istemiyorum" diyerek gitti ama Yedi İklim'e varınca bu süreci devam ettirmedi orada, her çocuk farklı tabii, biz bu kadar çabuk atlatırken bazı çocuklar için daha uzun sürdü bu süreç.. Yaklaşım olarak oryantasyon ve bunun uygulanış biçimi bence Ada'ya iyi geldi. Azar azar sürelerle ve az çocukla uyum sağlamaya çalışması birden bir kaosun ve kalabalığın içine girmemesi onu rahatlattı.

10 Aralık 2014 Çarşamba

Kış Depresyonunu Yenerken:)

Dün sabah güne erken kalkıp yoga eğitmenimiz Deniz'in öğrettiği önce kaşıkla dil temizleme ardından elma sirkeli ballı su ve güneşi selamlama ile başlayınca ve başlamanın gücüyle devamının gelmesini umut etmiştim. Ve akşam yürüyüp sabah yine güneşi selamlama yoga hareketlerini yapınca sanırım iyi hissetmemek elde değil.. Sporun her türlüsünün insanın mutlu edecek hormon salgılattığı zaten bilinen bir gerçek, ama bir de Cemal Süreyya'nın dediği gibi "Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı". Düşününce bence sana iyi gelecek her türlü rutin seni mutlu kılar. Oldum olası rutinlerine bağlı bir insanım evet zaman zaman zorlukları, huzursuz eden tarafları oluyor ama rutin aynı zamanda bilinir olan beni 
rahatlatıyor.


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...