12 Nisan 2016 Salı

Öğlen Yemeği


Hep bir telaş, bir yetişme duygusu, hanidir şöyle ayaklarımı uzatıp bir öğlen vakti, güneş sırtımı ısıtırken ayaklarımın altında çimenler, kareli bir örtü serip çimenlere yemeğimi yemedim. Yanında pembe şarap, elimin altında kitap ama kitaba bile gitmiyor elim... Hep bir telaş bir yetişme, hep bir güvercin tedirginliği...

Arkamdan biri geliyor hissi, şimdi omuza dokunacak ve ben korkuyorum olacaklardan.. Oysa çimenlerde bir örtü, ayaklarım çıplak bir öğlen yemeğinin uydurulmuşluğu tadında saçmalıklara z-aman yok.. Bu telaşın içinde durup dinlenmeye z-aman yok.. Zaman hep önemli işler için, zaman hep bir şeyleri  tamamlamak, bir yerlere yetişmek için..

8 Nisan 2016 Cuma

Ruhum

Kitap kulübümüzde her gün 6 dakika yazı yazma alıştırmaları yapmaya başladık. Neden 6 dakika olduğu konusuna gelince http://yesimcimcoz.blogspot.com.tr/ blogunda anlatmış:)
Ben kendimi tanımak için yazıyorum 6 dakika yazılarını, bir nevi terapi.. 6 dakika kalemi kaldırmadan yaz, kurgulama, bırak aksın serbest çağrışımlar.. Sonra otur düşün üzerine:)

Ve bugünün kelimesi -ruhum-

"Ne zaman geldin ruhum, görmedim seni" diyor şarkıda "özledim" diye devam ediyor. Ne çok söylerdim ve dinlerdim ama sanki anlamını bilmeden ya da bilsem de fark etmeden.Gençliğin verdiği duygu iniş çıkışlarını depresyon zanneder, melankoliden kurtulamazdık. Hep bir yalnızlık, hep bir terk ediliş, hep bir acı.. Aslında nasıl da çok-muşum meğer, ruhum fark etmesem de nasıl da..

35 yaşından dönüp bakınca 20'li yaşlarıma ruhumu fark etmeden ama ruhuma iyi gelecek şekilde yaşamışım .

Şimdi ruhumu arıyorum, arayışların içinde kaybolmadan kendimi bulmaya çalışıyorum. Yavaş yavaş dokunuyorum gizli kalmış odalarına incitmeden, severek, kabul ederek..

İşte şimdi geliyor ruhum, benden korkmadan, saklanmadan..



Görsel: urbanmanitou-deviantart

31 Mart 2016 Perşembe

Yalan

Yazar mıydım bilmiyorum, yine aynı sözü görmeseydim bugün şu geçmiş zaman olur ki uygulamalarından birinde, yazmayalı ne kadar uzun zaman olmuşken...

Bahsi geçen söz Tezer'ciğim Özlü'nün "Hiç kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum." sözü..

İnsanlar hakkında bildiklerimiz insanların söyledikleri kadardır, önermesinden çıkarsak yola, burada konuşmayı sonlandırıp dükkanı kapatmak gerekirdi. Ama hep bir öncesi, bir anlatılmayan, bir merak edilen yok mudur? Ve şüphe etmek başlatmadı mı bütün sorgulamaları?

Belki bu düşünüş tarzından belki de hani o küçüklükten eksik kalan -güven- duygusundan hep bir yalan, bir aldatılma, bir kandırılma aramadım mı? Zihin hep bu yönde işleyince de yalanları görmek -ki insanlar gözümün içine baka baka yalan söylerken- bu kadar zor muydu? Ya da herkes yalanları görüyordu da görmemeyi mi tercih ediyordu akıl sağlığı için?


Bu bir 6 dakika denemesidir:)




13 Ekim 2015 Salı

Ve bir çocuğun düşü olan -barış- kanlar içindeydi...

         
             Kalbim sıkışıyor her bir haberi okuduğumda.. Gözlerim doluyor sonra oradaki feryadı duyunca, küçük bir çocuk gibi "neden" diye soramıyorum neden diye sorduğumda kalbim sıkışarak, gözlerim dolarak ve öfke ile soruyorum. Evet öfkeleniyorum, evet iyi değilim, evet isyan ediyor kalbim tüm bu olanlara.. Evrensel sevgi mesajları, insanlık, kardeşlik düşleri ve barış sözleri nasıl da anlamını yitirdi. Ve üzüntüm o kadar derin ki şu an ölmüş olsam "sonrası yok" düşünceleri dolanıyor kafamda ve şu an bir bomba patlasa mesela ya da bir polisin gözü dönse havaya rastgele ateş açsa ve ben ölsem, inan ki artık korkutmuyor, inan ki hiç önemi yok, demek ki insan bu noktaya gelebiliyormuş.

Ankara'nın göbeğinde bir bomba patladı..

            Ve ben burada tüm bu anlamsızlığın içinde öylece duruyorum, yazacak kelime, söyleyecek söz bulamıyorum..Kendimden, insanlığımdan utanıyorum; gündelik telaşımdan, insanların akıl almaz konuşmalarından utanıyorum ve unutmaktan korkuyorum..


Ankara'nın göbeğinde bir bomba patladı..
Ve bir çocuğun düşü olan -barış- kanlar içindeydi...

           Beraber aynı sofrayı paylaştığımız; şarabı ezildiğinden sevdiğimiz; iki ezgide gülümsediğimiz; aynı türküde ağladığımız; yoldaşlık ettiğimiz, yoluna saygı duyduğum; küçüklüğünü bildiğim, sohbetini özlediğim onlarca yakınım vardı Ankara'da...Utanarak "iyiyim" diyen, üzerinde aynı yolda yürüdükleri arkadaşlarının parçalarını, kanlarını taşıyan tanıdıklarım.. Ve hiç tanımasam da, yüzünü bir kere bile görmemiş olsam da, tanımamamın ya da görmememin bir önemi olmadığı, yaşamını yitiren canlar...

Ankara'nın göbeğinde bir bomba patladı..
Ve bir çocuğun düşü olan -barış- kanlar içindeydi...
Elinde barış yazan insanlar, yerdeki canlarını elleriyle topladılar....


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...